Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun. Allah sana sevdiklerinle beraber mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamayı nasip etsin.
Size karanfilin sadakatini, sümbülün bagliligini, meneksenin tevazusunu, lalenin gururunu, leylegin saadetini versek, bize de dua eder misiniz? Kandiliniz mübarek olsun
Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun. Allah sana sevdiklerinle beraber mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamayı nasip etsin.
Duanız kabul, ameliniz makbul hizmetiniz daim olsun. Saadetiniz kaim olsun. Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun.
Bu günlerin feyzi üzerinize, rahmeti geçmişinize, bereketi evinize, nuru ahiretimize, sıcaklığı yuvamıza dolsun. Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun.
En ışıltılı bakışların gözlerinde, en tatlı sözlerin kulaklarında, tüm mutlulukarın avuçlarında ve en sonsuz sevgilerin gönlünce yaşayacağı nice mutlu kandillere….
Bir damla umut serpilsin yüreğine, bin tatli umut dolsun günlerine, hayallerin gerçekleri bulsun, bütün duaların kabul, Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun. Forumdas.net
En ışıltılı bakışların gözlerinde, en tatlı sözlerin kulaklarında, tüm mutlulukarın avuçlarında ve en sonsuz sevgilerin gönlünce yaşayacağı nice mutlu kandillere….
Allah’ın Rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun, kabriniz nur dolsun, makamınız firdevs, dualarınız kabul olsun. kandiliniz kutlu olsun
Güneşin güzel yüzü, yüreğine dokunsun, kabuslar senden uzakta, melekler baş ucunda dursun. Güneş öyle bir geceye doğsun ki, duaların kabul, Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun.
Kuran’ın nazil olduğu bin aydan daha hayırlı bu gecenin size efradı ailenize ve bütün İslam alemine hayır bereket ve huzur getirmesini diliyor ve dua ediyorum.
Bir damla umut serpilsin yüreğine, bin tatli umut dolsun günlerine, hayallerin gerçekleri bulsun, bütün duaların kabul, Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun.
Güneşin güzel yüzü, yüreğine dokunsun, kabuslar senden uzakta, melekler baş ucunda dursun. Güneş öyle bir geceye doğsun ki, duaların kabul, Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun.
Semanın kapılarının sonuna kadar açılıp rahmetin sağanak sağanak yağdığı böyle bir gecede düşen damlaların seni sırılsıklam etmesi dileğiyle kandilin mübarek olsun.
Yağmurun toprağa hayat verdiği gibi dualarında hayat bulacağı bu gecede dua bahçesinde yeşeren fidan olmak dileğiyle kandiliniz mübarek olsun.
Allah’in rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül günesiniz hiç solmasin, yüzünüz aydin olsun, kabriniz nur dolsun, makaminiz Firdevs, dualariniz kabul olsun. Kandiliniz kutlu olsun..
Yükü sevgi, özü saygı, gücü barış, süsü hoşgörü olan mübarek Miraç kandilinizi kutlarım. Güzel kandiller..
Gecenin güzel yüzü yüregine dokunsun, seytan senden uzakta, melekler basucunda olsun, günes öyle bir geceye doğsun ki duaların kabul kandilin mubarek olsun.
Dışarıdaki soğuğa inat yüreğim o denli sıcak ki senin sayende. İçimde sürekli canlı kalan bir ateş, beni yakıp kavuran aşk alevi ve gözlerinde kaybolacağım anı beklemenin heyecanı ile günlerim geçiyor. 1 aralıktan beri kalp atışımın ne denli hızlı, gözlerimin içindeki parıltının ne kadar ışıltılı olduğunu, ruhumdaki fırtınanın keyiften delirmişçesine tüm bedenimi ele geçirdiğini nasıl anlatacağımı inan bilemiyorum.
Güne senin varlığını bilerek başlamak nasıl bir keyif veriyor bana bir bilebilsen. Kendini benim gözümle görüp, o sıcacık yüreğine benim gibi şefkatle sen de dokunabilsen, ne kadar şanslı bir kul olduğunu sen de anlardın. İşte ben her gün bunun için şükrediyorum gamzelim. Senin o bal gibi tatlı yüreğine sahip olduğum, gözlerinin baktığı yerde var olduğum ve nefesini tenimde hissedebildiğim için şükrediyorum.
Senden uzak geçen günlerim de oluyor elbet; tüm ruhumu yaralayan, beni karanlık dehlizlere hiç acımadan fırlatıp atan ve pusulasını kaybetmiş bir gezginin çaresizce sağa sola koşturuşunu anımsatan günler… İşte o anlarda bedenim ruhuma ağır geliyor sevdiğim. Bir hançerle kalbimi deşseler ya da bir anda boğazıma ip geçirseler belki de bu kadar acıtmaz benliğimi. Gözüm saatte, ruhum ateşlerde, bedenim çilelerde bekliyorum gelişini… Halbuki biliyorum emin ellerde olduğunu, halbuki biliyorum mecburi seyahatlerde olduğunu ama olmuyor işte gamzelim. Ne beynime, ne kalbime ne de kendini sana adayan ruhuma söz geçiremiyorum ki… Hep seni yanında istiyor artık bu kadın. Gecesini, gündüzünü, ömrünü, yaşamını sana adamak için bekliyor.
Geceleri senden uzakta uyumanın acısını biliyor musun peki sen gamzelim? Güne senden uzakta başlamanın yakıcılığını? Peki ya tüm gün gözlerinden, teninden ve sevgi ile dökülen kelimelerinden uzak olmanın yıkıcılığını? Ben tüm bunları istemesem de tadıyor ve hiç istemediğim bir leke gibi üstümde taşıyorum. Sevmiyorum… Hem de hiç sevmiyorum…
Yıllarca bu denli büyük bir sevgi ile sana koşan bir kadının oldu mu hiç? Günün her dakikası seni düşünen, kendinden çok seni önemseyen, sen uyurken yüzünün tüm hatlarını ezber edecek kadar saatlerce yüzünü izleyen ve akşam olup da gün geceye dönerken sırf sana sarılmak için tüm gün dualarla seni bekleyen bir kadının oldu mu?
İşte bu kadın seni senden daha çok sevip, sana senden daha çok değer veriyor. İşte bu kadın “seni seviyorum” demekten asla çekinmeyip bunu her söylediğinde yüreğinde anaforlar yaşıyor. İşte bu kadın, senin kadının olmakla gurur duyarken geleceğe dair planlar yapıyor. Ve işte bu kadın, seni canından daha çok seviyor …
Ben bir senin yanında kendim oluyorum Birde seni düşünürken sensiz gecelerde Beklemek sadece sende ölümsüz oluyor Acılar çekilesi…
Sabahı beklerken gözlerinle uyanmak için Güneşin doğuşu,ayın gölgede kalması Hiçbirşey hatırlatmıyor yeni bir güne dair Açtığımda gözlerimi nefesini hissetmediğimde
Ben bir senin yanında kendim oluyorum Birde seni düşünürken sensiz gecelerde Yalnızlık, kalp senin için atarken senden uzakta Sevgili oluyor,sevişiyor hüzünle
Hayat bir kere güler insana Birçok kere ise ağlatır Ben bir kere sevdim kendim olarak,seni Şimdi ise yaşadığım sonbahardır…
Geceler karanlık; gündüzler soğuk. Ben, ıslak kaldırımlar üzerinde bir çocuk. Üşüyen bedenimde şarapnel izi. Sokulacak bir kuytu arıyorum. Ruhumu kucağına alıver anne.
Sesim titrek; gözlerim donuk. Ben, bahçesine yangın düşmüş bir çocuk Burnumda ağır barut kokusu, Koklayacak çiçekler arıyorum. Kokunu yüreğime salıver anne.
İçimde firak korkusu; yüreğim buruk. Ben, savaşın ortasında bir çocuk. Bomba sesleryle uyanıyorum. Ve uzakta annelerin acı çığlığı; korkuyorum. Sesinle düşlerime dalıver anne
Ve ben sevgiyi arayan çocuk. Umut bahçesinde açmış bir tomurcuk. Bir fecir vaktinde ışığı arıyorum. Savaştan acıdan uzak bir dünyada, Güneş olup üzerime doğuver anne.
Korularda bülbüllerin rüyası, Açılmayan güller ile süslenir; Odasında yalnız kalan şu esir, Şu genç kızın nedir acab hülyası?
Mavi ipek divanına uzanmış, Yuvasında hasta yatan kuş gibi Sessiz, sakin, hıçkırıyor… Sebebi Söylenilmez, ne acıklı saklayış…
Korularda bülbüllerin rüyası, Açılmayan güller ile süslenir; Odasında yalnız kalan şu esir, Şu genç kızın nedir acab hülyası?
Şu genç kızın bilinmeyen hülyası, Belki şimdi oralarda çarpışan, Oralarda can vererek şan alan Bir isimsiz kahraman…
Yalnızlık
Güneş batmakta… Ovada gecenin Gölgeleri büyür, büyür, sararır… Ağaçlıklar, akan sular bir serin Rüzgar ile dalgalanır, kararır.
Kuşlar ötmez, yuvalar boş, görünmez Bir ışıltı uzaklarda; yazık ben Öksüzüm şimdi bu yolda giderken. Gök bile yıldızlarına bürünmez!
Eski izler, çirkin, korkunç lekeler Kılavuzluk eder. Zavallı atım Şüphelenir bu gidişten ve kişner…
Gece gelir, ıssızlık sanki solur Ve ruhum uyur, uyanır, her adım Atımın nal sadası ninni olur!..
Doğduğum Yer
Buralardan çok uzakta bir köydü! Beyaz, billur bir derecik içinden, Hıçkırırdı, sevinerek geçerken. Kenarında vardı birçok söğüdü…
Ben işte bu söğütlerin susmayan Gölgesinde büyümüştüm. Evimiz Tenha idi; ne yabancı, ne bir iz… Bahçemizdi yakındaki o orman.
Bir ses, “sevin!” derdi gülen rüzgarda, Sevinçlere yoktu orda nihayet. Sanılırdı bu ses gümüş dallarda
Görünmeyen bülbüllerin öğüdü! Doğduğum yer, doğduğum yer… O cennet Buralardan çok uzakta bir köydü!..
Kızılırmağa
Ah, ey Kızılırmak! Ağlıyor musun? Dalgaların coşmuş, bilmiyor durmak, Çöktü yüzbin ocak, anlıyor musun? Ben geldim başına, isterim sormak:
Yüzlerce yıl evvel üstünden geçen Türklerin başına nedir bu gelen? Yasasız kalmışlar serserilikten Kaçmak isterlerse yol verme, sen ak!
Ak, boğulsun kaçan, acıma ona. İster misin yurda baykuşlar kona? Geçmek lazım ise yok mudur Tuna? Geriye bırakma, ak Kızılırmak!
ÖMER SEYFETTİN
Nereye?
Bir kahraman gördüm, gençti, güzeldi. Atlamış maziden binlerce seddi, Kır atıyla sanki canlı bir yeldi. Sordum: “Nereye?” – “Ben giderim” dedi, “Tarif olunamaz bir şana doğru…”
Güneş doğuyordu, maviden sisler, Çiçekler açılmış, ötüyordu her Dalda bir yavru kuş… “Aşk nuru yer yer” “Tutuşurken böyle nereye sefer?” Diye sordum, dedi: “Türkân’a doğru…”
“Yalnızsın yiğidim! Yolda kalırsın, “Maksatların ölür, onulmaz yasın, “Yol gösteren lazım, öne katılsın!” Dedim. “Düşman varsa” dedi, “atılsın, “Yolumun uğradığı Kur’ân’a doğru…”
Sürünce doğuya o kır atını, Kılıçının çarptı taşlara kını, Altun kıvılcımlar bu hoş akını Gaybederken gördüm bu genç taşkını; Dedi: “Uçuyorum Turan’a doğru!..”
Koşma
Ey Türk Genci! Aç gözünü azıcık Etrafına bir dikkat et, gördüğün Hayal değil, hakikattir, pek açık, Pusu kurmuş herkes sana bak bu gün!..
Medeniyyet ateş, demir eliyle Kan taşırtan, yuva yıkan seliyle İlerliyor elektrik piliyle, Yapılır mı uçurumda hiç düğün!
Artık uyan, keyif zamanı değildir, İçtiklerin bade değil, hep zehir, Kuvvetlenip Garb’i korkut ve sindir, Galip gel de, sonra, Türk’üm de öğün!..
Tugbam sitesinde en güzel Mektup Mesajları sizler için hazırlandı . Buyurun Kısa Mektup Mesajları Mektup Sözleri
en güzel Mektup Mesajları
Ne telefon ne e-mail nede diğer elekronik cihazlar mektuplarındaki yazılar kadar heyecanlı olmadı şuanki gibi birtanem…
mektuplarını okurken yanımda hissediyorum seni yazılarda gözlerini görüyorum heycanlanıyorum okurken sesini duyuyorum hayal ediyorum seni.
Kimse Bilmez Bendeki Derdi kederi Mektuplarımda Sakli hepsi, Sevdim Seni Birkere mektuplarım sende hüzünlü bir parça oldu benden.
Ayrılıksa sevgin çekerim nazlanıyorsa kalbin gülerim senin gibi güzel için ben mektuplari dile getiririm.
Mektuplar Aşkın resmidir Anıların bekçisi Gurbetin Temsilcisidir, O Bir Mektup dur!
Uzakta Olsan Bu mektubum Sana gecenin Kör Karanlığında Gurbetin Kucağında Ama Sevginin Yanımda Olduğu Saatte Yazıyorum Seni Çok Seviyorum Aşkım.
Ne yasaklar Dinler Seni Ne Engeller geçer önüne Kalbim içinde Hadi Git Sevgilime Mektup’um
Yolları Aşarak geldi Sevgin Hasret Çeken Gönlüm Yazılarınla Kokunla mutlu oldu seviyorum Seni Sevdiğim gibi Mektuplarını
her Mektubunda Adın geçiyor Sevgimiz Yazıyor Aşkımızın böLünemeyeceğini gösteriyor okuyor okuyor ve okuyorum her seferinde özlemin içimde bir ateş birtanem..
uzakta Olsan Bu mektubum Sana gecenin Kör Karanlığında Gurbetin Kucağında Ama Sevginin Yanımda Olduğu Saatte Yazıyorum Seni Çok Seviyorum Aşkım.
Uzakta Olsan Bu mektubum Sana gecenin Kör Karanlığında Gurbetin Kucağında Ama Sevginin Yanımda Olduğu Saatte Yazıyorum Seni Çok Seviyorum Aşkım.
Ne yasaklar Dinler Seni Ne Engeller geçer önüne Kalbim içinde Hadi Git Sevgilime Mektup’um…
Yolları Aşarak geldi Sevgin Hasret Çeken Gönlüm Yazılarınla Kokunla mutlu Oldu Seviyorum Seni Sevdiğim gibi Mektuplarını.
Tugbam sitesinde en güzel Şehzade Mustafa Nın Son Sözleri sizler için hazırlandı . Buyurun Kısa Şehzade Mustafa Nın Son Sözleri Şehzade Mustafa’nın Son Sözleri Şehzade Mustafa Nın Son Sözleri nelerdir
Ağustos 1553’te İran seferine çıkan Kanuni’nin ordusuna kendi ordularıyla Bayezid ve Selim de katılır. Mustafa da Amasya’dan kendi askerleriyle yola çıkar ve hiç bir şeyden habersiz Tokat yakınlarında Aktepe’de babasının ordusuna katılır. El öpmek için babasının otağına girdiğinde nöbetçiler silahlarını dışarda bırakmasını ister (o dönemde bir tek şehzadeler padişah çadırına silahlarıyla girebilmektedir). O yüzden mustafa bu isteğe bir anlam veremez, biraz kızar, kırılır ama silahlarını bırakır. Kendisini koruyan 3 4 adamına dışarda beklemelerini söyler. İçeri girdiğinde babasını göremez. endişesi artmıştır. Tam o sırada 7 dilsiz cellat üstüne atılır ve yağlı ibrişim kemendini boynuna takmaya çalışır. Çok güçlü olan Mustafa’yı bir türlü yere düşüremez dilsizler. Güçlü yumruklarıyla dilsizleri kendinden uzakta tutmakta olan mustafa eski arkadaşı Zal Mahmut Ağa’nın geldiğini görür. Zal Mahmut Ağa elinde baltayla gelmektedir. o kadar sene şehzadeden iyilik görmüş, ona yoldaşlık yapmış bu kişi baltayla Mustafa’nın sırtına vurur. Yere düşen Mustafa’nın boynuna kement atılır. Ve oracıkta daha 38 yaşında, Osmanlı tarihinin en parlak padişahlarından biri olabilecek kapasiteye sahip bu insanın düşüşü belki de Osmanlı’nın düşüşünün bir provasıydı.